Kendinizi kendinizde bulduğunuz terapi sistemi
Müsait saatlerden size uygun olanı seçip randevu oluşturun.
Ödeme sonrası seans linki ile güvenli kart okuma seansı yapın.
Daha doğarken dengemiz bozularak dünyaya geliriz.
Anne karnında var oluş için bedenleşirken, annenin karnındaki ortamla uyum içindeyizdir. Hazır olan o güvenli alandan doğumla birlikte çıkarız. Bu çıkış bizi anneden koparır, hazır olan her şeyden uzaklaştırır. Artık nefes almamız gerekir ve ilk nefes... yanar ciğerlerimiz. Sonra üşümeyi hissederiz; tenimiz, bizi dengeli bir ısıyla saran sıvıdan ayrılmıştır. Midemizi ve açlığımızı hissederiz ama ana karnındaki gibi bizi anda besleyen yoktur. İstemek için ağlamamız, ses çıkarmamız gerekir. Bütün bu yenilikler ve bilinmezlerle karşılaşmalar; ilk dengemizi bozar.
Hayatımıza kattığımız her yenilik ve karşılaştığımız her bilinmez, yaşamımıza uyumlanana kadar dengemizi bozacaktır. Karşı karşıya kaldığımız engeller, yetersizliklerimiz, kabul edemediklerimiz, alıştığımızın dışında varolan her durum iç dengemizi sarsar.
Bozulan dengenin yeniden düzenlenmesi için bedenin organizması harekete geçer. Organların irademiz dışında çalışmasını denetleyen otonom sistem, sempatik ve parasempatik sistemleri birbirlerini karşılıklı tetikler. Bir sarkaç gibi bir parasempatik, bir sempatik sistem tetiklenir. Organlar çalışmalarını hızlandırır; solunum sıklaşır, kısa ve hızlı nefes alışları başlar. Kalp atışları hızlanır ya da ters tepki ile yavaşlar. Yeniden denge bulunana kadar bu tepkiler devam eder.
Olgunlaşma dediğimiz de budur: bilmediklerimizi deneyerek, belki binlerce defa dengemizi bozup sonra tekrar uyumlanarak, dengelenerek yaşamda bir noktaya ulaşmak. İçsel kabullenişimizin kapasitesine göre yeniden dengeye gelene kadar bir zaman geçer.
Acıyı kabul etmek, iyileşmenin ilk adımıdır.
Acı bir travma geçirdiğimizde, örneğin bir yakınımızı kaybettiğimizde, ilk zamanlar darmadağın olabiliriz. Bu bizim en doğal hakkımızdır. Acımızı doyasıya, kısıtlamadan yaşamamız gerekir; ama zamanında telafi edip yaşamda dengemizi tekrar kurmamız da gereklidir. Bir yıl içinde bu matemi dengeye taşıyamıyorsak, ruhsal sorunlarımız kapıdadır.
Bu tür acılarda ilk önce yaşananı kabul etmemiz gerekir. Ölümü kabul etmemek gibi bir lüksümüz olmadığının bilincinde olmalıyız. Ölüme saygı duymak ve kabul etmek, içsel tepkimizi sakinleştirir; bizi içsel uzlaşmaya çeker.
Kaybettiğimizin yokluğuna alışmak ve yaşama onsuz adapte olmak, kabulden sonra gelir. Buna uyum sağlayabilirsek zaman bize, onsuz yaşamı özümsemeyi getirir. Artık onsuz da mutlu olmayı ve bunun doğallığını kabul etmeye başlarız. Bu doğal akışa izin vermekle birlikte sıra dengeye gelmiştir.
Sakladığımız acılar, farklı kılıklarda geri döner.
Piaget, bilişsel gelişimin temelinin dengeleme olduğunu açıklamaktadır. Zihin hep dengeleme eğilimindedir. Yeni karşılaştığımız uyarıcılar dengeyi bozar ve bazen zihin bu sürecin arasına girerek “bu acıyı unut” komutunu verebilir. Bilinçaltı bu acıyı çeker ve üstünü örter. Bu, zihnin yaşama çabasıdır. Oysa o acı yok olmaz; bilinçaltından başka başka hallerde gün yüzüne çıkmaya devam eder.
Örneğin, yaşanmış bir darp olayını zihin hatırlamak istemez ve bilinçaltının en derinlerine saklar. Bir gün o anı çağrıştıran bir yanık kokusu ya da tanıdık bir ses, o acıyı geri getirebilir. Olay karanlık bir yolda yaşandıysa kişi karanlık sokaklardan uzak durmaya başlayabilir. O gün kırmızı giymişse bir daha kırmızı giymemeye dikkat eder. Görünürde dengede görünen bu yaşamın altında, aslında bilinçsiz dengesizlikler yatar.
Kim bilir, hangi yaşadığımız olaylar otomatik geliştirdiğimiz davranışlarımızla içsel dengemizi destekliyordur. Bunları tam olarak anlamadan değiştirirsek, dengemizi bozabiliriz.
Bazen içimizi dinlemek, başkalarını dinlemekten çok daha değerlidir.
Zan üretmek yerine, anlamak için dinlemeyi seçmek.
“Mars gezegenine ulaşmak, kendi kendine ulaşmaktan daha kolaydır.”
“Diğerinin sevmediğimiz özellikleri, kendi kendimizi bulmaya yardım edebilir.”
Sevgisizlik zannı, dengemizi bozan en önemli etkenlerden biridir. Sevdiğiniz kişi tarafından sevilmediğinizi düşünmeye başladıysanız, içsel dengenizi darmadağın edebilirsiniz. Hayatımızı kendi zanlarımızın algısıyla kurmak, kızgın tel üstünde sıratı geçmeye benzer. Bu bizi normalden daha alıngan, anlayışsız ve kötümser yapar.
İlişkide olduğumuz kişilerin aklından belki hiç geçmemiş düşünceler için onları yargılarız; geçmiş deneyimlerimizin sınırladığı kalıplarla yorumlar yaparız. Kişiler üzerine zan üretmek yerine, onları anlamak için dinlemeyi seçersek, huzurlu bir yaşama bir adım atmış oluruz.
Kendinizle yüzleşmek için güvenli bir alan.
Yaşarken çoğu zaman kendimizi unutarak, farkında olmadan var olmaya çalışırız. Sevilmek, kabul edilmek arzusuyla başkalarının istediği kişi olmayı seçeriz. Yaşadığımız ve kabul edemediklerimiz zamanla bizi kendi öz yapımızdan uzaklaştırır; kendimize yabancı oluruz. Ve bir gün kendi gerçeğimizi merak eder, aramaya başlarız.
Re-Balance Therapy; kavramların sembollerini taşıyan 33 kartın üzerinde, yaşamın bedenimize bıraktığı izleri bire bir deneyimlemek üzerine kuruludur. Kartların üzerinde dururken belki dizleriniz titrer, belki nefes almanız güçleşir, belki eski bir anı belirir. Her tepki bir izdir; her iz, dengeyi bozan bir nedenin sesidir.
Önce o nedeni buluruz. Nedeni bulduktan sonra tesirlerini onarmak mümkün olur. Dengemizi bozan nedenler kalktığında yalın gerçeğimiz görünür hale gelir. Tesirler altında yaratılan benle, yalın kalan ben buluştuğunda içsel barışa, içsel sükuta ulaşabiliriz. Bu da yaşamımıza huzur ve ahenk getirir.
Yaşam kıldan incedir. Kararlarımız yol ayrımlarımızdır. Doğru kararlar verebilmek için ruh, zihin ve beden olarak dengede kalmak gerekir. Yeniden dengeye girmek, o acıdan çıkışımızdır.
Yüklerinizi bırakın, yaşama daha net bakın.
Bilinçaltı haritanızı kendinizle yüzü yüze gelerek çıkarır, içinizdeki düğümleri birlikte çözeriz.
33 kavram kartının üzerinde kendinizle tanışmak için derinlikli bir keşif yolculuğu.